Yazı Detayı
18 Nisan 2015 - Cumartesi 11:34 Bu yazı 1302 kez okundu
 
Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm’ın şehri Medine
Ahmet Doğan İLBEY
lbeyali@hotmail.com
 
 

Medine’yi özlüyorum, içinde Efendimiz’in ruhaniyeti olan. Medine’nin yollarında çiçeklenmeye gidiyorum. Ali Hocam’ın ifadesiyle “Hâlim vaktim yerinde mi öğrenmeye gidiyorum.”

      

Efendimiz’in mübarek ayaklarının bastığı Aîr (Ayr) Dağı’ndan geçip giriyorum Medine’ye. Dilimde âyetel kürsî, vecdle okuyorum yüreğimden ter boşanarak.

Medeniyetimizin menbaı, ilk darülislâm’ı Medine’nin semâlarına bir akça bulut gibi konuyorum.

     

Sonra Medine’nin kırkikindi yağmurları altında Efendimiz’in hicretine katılan kutlu bir köle olarak ıslanıyorum. Efendimiz’in şereflendirdiği kutlu Hicret gününde dahil oluyorum Medine’nin huzuru yaşatan hayatına. Kalbim Medine’de Efendimiz Âleyhissalâtü vesselâm ile şimdi.

     

Efendimiz’in, adını “kınanan nahoş yer” mânasına gelen Yesrib’den Medine’ye çevirdiği, Allah’ın âyetinde belde-i tayyibe ve medâin diye övülen ve Haşr sûresinde halkı medhedilen şehir! Kapına geldim, toprağını muhabbetle öperim senin Medine!

    

Kendine hicret edenleri seven, kendileri zaruret içinde bulunsalar da nimetini paylaşan Ensar’ın yaşadığı belde dârül hicre!

    

MEDİNE’NİN ÇERAĞI: MESCİD-İ NEBEVÎ                                                              

Gökte dolunay, Medine’de Mescid-i Nebevî. Bir nur gibi doğar İslâmların kalbine. Mâveradan bir zamanın içindeyim. Alıp bu zamanı kalbime, bekledim Medine’nin ulularını. Medine’tün Nebi’nin ruhu damarlarımda şimdi. Perde perde açılıyor bütün bir zaman, Efendimiz gözlerimde.

     

Mescid-i Nebevî’nin inşa edildiği iki yetime ait arsaya doğru yürüyen Efendimiz’in mübarek devesinin ayak seslerini duydum kalbimi titreten yek-âhenk ilâhî bir nağme gibi. Efendimiz indiler. Ebu Eyyüp el-Ensarî sevinçle eşyalarını evine taşıdı. Efendimiz buyurur: Mescid yapılsın şehrin kalbine. Ensar ile Muhacir bu kutlu söz üstüne gökle yer bir olmuşçasına birleşir. Efendimizin sevdiği genç Zeyd oğlu Abdullah, gördüğü rüya üzerine ezan okuma usulünü teklif eder. Efendimiz, Bilâl-i Habeşî’ye “oku” diye buyurur ilk ezanı.

    

Efendimizin mübarek ellerinin dokunduğu Mesciddeyim. Bir serçe kuş gibi atıyor yüreğim. Dilimde âyet ve dua; okudum mu, yandım mı, bilir hâlde değilim. Mescid içimde dönüyor, istiğrak hâlindeyim. Mekânı fakirlik dergâhı, yokluk kapısı. Koptum şimdiki zamandan. Huzur ve cezbe bir arada. Hüzün ve ulvîlik iç içe. Ah, saadetten titreyen kalbim! Bir hâlden bir hâle geçtim.

    

Mescid-i Nebevi’nin kapıları derman kapısı, gönül kapısı. Kapılarla konuşuyorum: Cebrail Kapısı, Selâm Kapısı,  Nisâ Kapısı...  İçeride ilâhî kelâm iç evimi aydınlatan. Sütunlarına sarılıyorum. Tevbe Sütununa, Muhacirûn Sütununa... Dokundum mihrabına, mermere ruh verilmiş; iç içe nakışlar, iç içe motifler. Eşya ve duvar olamaz bu. Bezm-i elest’ten renkler aksettiren ulvî bir dekor bu. Cennetten bir zaman içindeyim; asr-ı saadet, hâl ve rüya, her mekânında aynı ruh ve mâna. 

    

Bahçesinde ulu hurma ağaçları, asırların ulvî serinliğini taşıyor zamana. Fıskiyesinden dökülen billur damlalar. Her damla semâdan inen âsude bir serinlik, imanı ateşleyen bu ulu mekânda. Ayaklarımı yerden kesti ezan sesi. Bilâl-i Habeşî’nin hançeresinden çıkan ulvî sesti duyduğum. Zaman durmuştu, saadet asırlarını yaşıyordu gönlüm.

     

Mescid-i Resûl, Mescid-i Saadet nâmına nail olan bu ulu mekânda kılındı Nebevî devletin ilk namazı. Zamanı susturan mekân, Medine’nin cümle kapısı. Duvarlarında hissettim Efendimiz’in ellerini. Efendimiz’in mübarek hançeresinden bir ses kalp kulağımdan yüreğime çarptı. Ah, Efendimiz, Sizi gördüm Mescid-i Nebevi’de!

     

Kıble’sinde Efendimizin Kabr-i Saadet’leri Ravzâ-i Mutahhara bir nur gibi sardı bütün âzalarımı: Allahümme salli alâ Muhammed ve alâ âli Muhammed. Omuz hizasında yâr-ı gâr Hz. Ebubekir, ilk günkü gibi Efendimizle yan yana. Makâm-ı Cebrail’e yaklaşamadım vecdden.                                                                                    

 

Nasıl dayanacak kalbim Cennet’ül Bâki Kabristanlığına? Efendimiz’in binlerce sahabesini gördüm, yatıyorlardı ukbâdan bir serinlik içinde. Bir yanda Hz. Ömer, bir yanda Hz. Fâtıma ve oğlu Hz. Hasan. Bir yanda Hz. Aişe ve ilk cuma namazını kıldıran Osman bin Ma’zun ... çıkıp geldiler ebedî zamandan. Ah Medine! Mahcubiyetten ölecek gibi oldum. Efendimiz’in “Her kim defnedilirse kıyamet günü ona şehâdet ve şefaat ederim” buyurduğu Cennet’ül Bâki’den çıkıp Yedi Mescidler’de vecdimi nasıl tutacağım şimdi? Bir yanda Ebu Bekir, Osman ve Ömer Mescidi, bir yanda Ali ve Hamza Mescidi...

 

MEDİNE’NİN DERÛNU

 

Medine-i Münevvere: Aydınlanmış şehir, kâmil bir medeniyetin doğduğu mekân, inananların ve umranın merkezi, faziletli, terbiyeli, kibar, yani medenî. Dünyayı mutlaklaştırmayan, âhireti unutturmayan Medinetül Fâzıla. Otlaklarında ceylanların korkmadan gezdiği belde. Ah, Medine! Sana unvan mı biçilir?

    

Müşriklerin dahledemediği, Efendimizin, “Fitne Günleri”inde Deccalin giremeyeceğini, istilâlardan müstesna olduğunu, kapılarında meleklerin beklediğini buyurduğu, “Ya Allah! Mekke’ye bahşettiğin bereket ve hayrın iki mislini Medine’ye müyesser kıl” diye dua ettiği nurlu şehir.

    

Efendimiz ve dinimizle sorgusuz bir teslimiyetle yakin olan ilk şehir; Mekke gibi, şehirlerin anası. İnsan bu mekânda unutmuyor. “Unutuş” yok burada. İnsan bu şehirde doğuştan meşreb ve ahlâkı ile medenî oluyor. Yani medenî-i bittab.

     

İslâm, bu kutlu şehirde neşv ü nemâ buldu ilk. İbrahim milleti ilk burada medenî oldu, din-i mübin’den neşet eden nizama ilk bu beldede girildi. Din, burada içtimâileşti. Efendimiz, ilk büyük mescidi bu nurlu şehirde yaptırdı. Medeniyetin merkezinde mescid vardı ilk.

    

İlk Medine emzirdi İslâmları bereketli göğsüyle. Ümmet kalplerin yekpâre olduğu bir vecd ile Efendimizin huzurunda durdular ilk kez bu kutlu mekânda. Durmayı öğrendiler, Kıble’ye dönüp umranın şehrini kurdular. İlk kez içtima oldular Müslümanlar aydınlık yüzleriyle. Medine’nin tasavvuflu yüzlü aynasıydı bu.

    

Efendimiz Medine’yi çok severdi. Seferden döndüğü zaman Medine’yi uzaktan gördüğünde atını hızlandırırdı. “Ben bir karyeye hicret etmekle emrolundum ki, o karye diğer bütün karyelere gâlip gelir. Bu karyeye Yesrib denilmektedir. O, Medine’dir. Demirci körüğünün demirin kirini giderdiği gibi, pis insanları giderir” buyurduğu Medine’de vecd ile dolaşıyorum.

     

Efendimiz’in “Aîr Dağı ile Uhud Dağı arasında haram kıldığı” bu mukaddes mekânda hiçbir yaratığı öldürmek yok. Ağaç kesmek yok. Kötülük yok, Kendini heder edercesine dünya için çalışmak yok. Hırs-ı dünya, hırs-ı cah yok. Nefs gâlebe çalmıyor bu şehirde. Ne bahtiyarlık.    

    

Kutlu hicret zamanının adıydı Medine. Efendimiz’in eli Hz. Ebu Bekir’in elindeydi. Duası tecelli ediyordu Medine’nin kapılarını açan anahtar olarak. Peygamber kokusu saçan sokaklarında gezdim hicret rüzgârlarını gönlüme alarak. Mekânın anlam bilgisini öğrendim kucağında. Âb-ı hayat içtim Efendimiz’in mübarek ağızlarını serinleten sularından.

    

Dergâh bir şehir duruyor önümde; gelene kapılarını açan. Güzel sıfatlar taşıyor mazrufuyla: Ulu, vakur, cömert ve menkıbevî. Çiçekten renklere benziyor zarfıyla: Yeşil,  kırmızı, beyaz gül rengi. Muhteşem Nebevî hususiyetleri görünüyor sûretinde. Hicretin ulvî ıstırabını hissettim mekânlarında

     

İslâm’ı medeniyete döndüren, kutlu hicretle bahtı açılan, sûretini Ravzâ-i Mutahhara’da seyreden, Efendimiz’in, yani huzurun şehri!

    

Medine: Bir Câbülkâ, mekân saadetimin adı, medeniyetimizin mukaddimesi, ümmetin kadîm ve medenî yüzü, cennete ve semâya bakan gözü. Sûret ve sîretiyle kutsallarımı kendinde saklayan mübarek şehir. Efendimiz’i ve sahabelerini hayırla yâd eden ulu mekân.

     

Darülislâm’ı haiz, din-i mübin’in hükümferma olduğu ilk nübüvvet şehri, İslâm’ın ilk neşir yurdu Medine gönlüme nasıl sığdırayım seni? Dîvanında, Ensarla Efendimiz’in bir olduğu ulu şehirde sahabeler bir bir geçiyorlar kalbimin üstünden. Ruhum Medine’de asr-ı saadet’e iltica ediyor.

     

Efendimiz’in, hicrette ilk konakladığı, ilk cuma namazı kılıp mescid yaptırdığı Kuba Köyü’nde rüya üstüne rüya görüyorum. Ardından, Medine’yi teşrif etmeden önce dinlendiği Ranuna Vâdisi’nde Efendimiz’le rabıta yapıyorum. Yüreğim terliyor, aşkça çoğalıyorum.

     

Dünyada yaşanacak şehir kalmamış. Ne gam! Medine’deyim, kalbi var şehrimin. Her yer Medine, her yer Mescid-i Nebevi. Medine’de Medine’den içeriyi gördüm.

     

Ümmetin kalpgâhı şefkâtli şehir, din-i mübin’in ilk göz ağrısı Medine’de mukaddeslerimi gördüm. İslâm ve saadet: Medine’de yaşadığım budur.

               

DİLEK EY MEDİNE DİLEK!                                                                                             

Ey recüliyet sahibi kutlu şehir, Rüyalarıma giren mekânlarında gönül tâlimi yapmak, Şehriyarın olmak istiyorum. Ölümün güzelleştiği şehir hangi mekânına gömülmeliyim senin?

     

Medine’nin semâlarında hicret kuşları bir bir uçup kondular şimdiki zamana. Anladım seni Medine, beni yakan ateş sendeymiş. Öğrendim mekân şuurunu Mescid-i Nebi’de olmakmış. 

     

Kalbini dinledim Efendimiz’in şehrinin;  ulvî hüzünlerini topladım. Medine, bir Leylâ sevdası şimdi. Çantamda Medine’nin hâtıra defteri. Okuyorum hicret kokusu taşıyan günlerimi               

(Elbet bir gün gerçekleşeceğine inandığım Medine’de olmak hayâl ve hasretimden sâdır olan bu nâçiz yazıyı İsmail Göktürk dostuma hediye ediyorum)

----------------------------------------------

 

SAVAŞ HOCANIN BAŞINA GELENLER YAHUT BİR TRAFİK KAZASINDAKİ SIR VE ARKASINDAKİ DERİN GÜÇLER

 

Ey azizan!

 

Anlatacaklarımdan dolayı fakiri sakın yadırgamayın. Hurafe ve bâtinî işlerle uğraşan ve komplo teorici biri olarak yaftalamayın hemen. Bu hafta Fikir Dükkânı’nın sırlılarından gönül dostumuz Savaş Hoca (adının Savaş olduğuna bakmayın, aslında Derviş olması lâzımdı. Yanlışlıkla bu ad verilmiş) trafik kazası geçirdi. “Keşke geçirmeseydi” diyesim geliyor. Çünkü bu kazayı nelere yordular nelere!..

 

Hâdise şudur: Bir şehir içi dolmuşu Savaş hocanın vasıtasına çarpıyor. Savaş hoca direksiyon başındayken sağ kapıdan dışarı fırlayıp uzanmış yatıyor yolda baygın.

 

Yardımsever milletimiz hiçbir milletle görülmeyen bir azim ve cehd ile böyle vakalarda devletin görevlilerinden evvel “yürekleri topluca atar” ve hemen müdahale eder. Savaş hoca adeta beyaz beyaz kuşların kanatlarında hastaneye ulaştırılır. Teşhis, tedbir tamam ve hayatî cihetten asayiş berkemaldir.

Savaş hoca şükür ehlidir, kadere ve kazaya inanır ve başına gelene râzıdır.


Boynunda boyunduruk, başı sargılarla sarılı bir halde yatağında namazını eda ediyor. Fakat o mütevekkil insanı hâline bırakmazlar. Çeşit çeşit dostları gelip gitmeye başlar. Hattâ bir ara ziyaretçi kapısında bir izdiham oldu.  İnanın, bir bölüğe yakın sayıda kız ve erkek talebeler girmek istiyorlardı. Fakat sayıları ziyaretçi yönetmeliğine uymadığı için içeri alınmayacağını duyduklarında kısa bir gerilim yaşandı. “Biz Savaş hocamızı görmeden gitmeyiz…” deyi acıklı ve hüzünlü nidalar koridordan koridora yayılmaya başladı.

 

Kaza ile ilgili ortalıkta bir yığın şayia dolaşıyordu. Bizim milletimiz hasbîdir, amma iyi niyetle de olsa bir hâdiseden mâna çıkarmayı, yorum yapmayı, yâni lafı çok sever.

 

Efendim, neymiş… Savaş hocanın kazasında derin devletin parmağı varmış. Hattâ derin devlete çalışan kişinin gelen ziyaretçiler arasında olduğuymuş… Savaş hoca bu kişiyi biliyormuş da söylemek istemiyormuş…

 

“Bu nasıl iş yahu? Savaş hoca bir Allah adamı, bir derviş, derin devlet onunla niye uğraşsın” dedim. Dediklerine göre Savaş hoca Doğu’dan çıkıp bu ülkenin birçok şehrinde dolaşan, devlet muallimi sûreti altında gönül ve fikir fütuhatına çıkan modern zaman dervişlerindenmiş. Bu sebepten dolayı mekteplerdeki onun mânevi irşad gücünü kırmak ve sindirmek için yapılmış, diyenler var.

 

Daha neler neler… Fakir böyle derin işlere aklım ermediğinden, bizzat kendisine hasta yatağında sual ettim. “Evet aziz kardaşım, bu iş de derin memurların parmağı var… siz de bilirsiniz onu…” demesin mi? İçime düştü bir kuşku.  Acaba kim?

 

İş bununla kalsa iyi. Bir kısım ziyaretçilere kulak verdim hastane koridorlarında. Önce biraz akılla baktım, abartılı buldum. Fakat sonra ehli irfan sahibi hocamgilin sohbetlerinden tahsil ettiğim azıcık ferasetimle dinleyince inandım anlatılanlara. Anlatılanlara göre, özellikle görür ve bilirliğinden öteden beri korktuğum Molla Tayfun Göktürk’ün dediğine göre, Savaş hoca arabanın sağ kapısından fırlayıp yola yatınca upuzun, o esnada onu Bilge hocamız tutup kaldırmış ve hastaneye ulaştırmış.

 

Daha çok şey söylediler. Yok efendim, Savaş hocanın Hızır olduğunu, bazan da Hızır’la görüştüğünü, dolayısıyla Hızır’ın yardım ettiğini filan…  İlmim irfanım olmayınca bir cevap veremedim. Çünkü ertesi gün başıma gelenlerden sonra bu anlatılanlara cezbe hâlinde inanmak durumunda kaldım. Şöyle ki:

 

Tekrar ziyaret için vasıtamla yola çıkmıştım. Beş genç yolda utana sıkıla el kaldırır gibi oldular. Hocamgilin sohbetlerinden kaptıklarım aklıma geldi ve geri geri gidip durdum. “Gençler nereye…?”  dedim. “Üniversiteye”  dediler. “Buyurun binin, fakir de oraya gidiyor zaten…”  

 

Bir müddet gidince muhabbet olsun havasından, “Gençler hayırdır imtihan falan mı var bugün?” “Hayır, Tıp Fakültesi’ne hasta ziyaretine gidiyoruz” dediler. Allah şahittir ki, birkaç saniye içinde “Savaş hocanın ziyaretine mi?” dedim. Topluca “Evet, onun öğrencisiyiz de…” dediler. “Fakir de onun ziyaretine gidiyor” dedim. “Sizde mi öğrencisisiniz?” dediler. “Onun fikir ve gönül dostuyum ve onun yoldaşı filan hocanın ……. talebesiyim” dedim. Adımı sordular. “Adım yok, gereksiz…” dedim.

 

Sonra arabayı istop ettim, durup yüzlerine baktım ve severek birer kez vurdum. Şaşırdılar ve sevindiler. Coşku ve vecd içindeydik hepimiz.  Hastane önünde indirdim. “Sizler varın, biraz sonra geleceğim” dedim.

 

Muzaffer Hocam ve şakirtleriyle buluşup biz de kazazede dostumuzun odasına duhul ettik. Bu esnada Muzaffer Hocam elindeki poşetten bir ananas, birkaç muz çıkarıp Savaş hocanın başucuna koydu ve şöyle dedi: “Ellerin hocası tâ Uganda’dan dostlarına ananas gönderiyormuş, Pensilvanya’da ananas yiyor, varsa yoksa ananas diyormuş. Bizim hocamızın yanında niye ananas olmasın…” Fakire de dönüp, “Bunları gazetede yazma ha…”dedi.

 

Dışarı çıkınca da, “Görüyor musunuz Savaş hocanız bu kaza ile ifşa oldu, bilinmeyen maharetleri ortaya çıktı. Bana neler etmişti. Büyük bir fırsat geçti elime.” Fakat duramadım işte. Batı gurbetine giden, maişet gurbetine çıkan gönül dostlarımda duysunlar diye yazmam lâzımdı. Aklıma geldi de “ananas” bir şifre miydi,  neydi? Hele bir düşünün, fakir anlayamadı ey azizan!  

Sözü uzattım, amma bu ziyaretin en gıdalı tarafından birini anlatmazsam olmaz. 

 

Bu ziyaretten kazançlı çıkmaya çalışan güzel dostlar da vardı. Hacı Arıkmert ve Dr. Hunu üniversitenin web sitesinden üniversitenin “menü” listesine bakmışlar ve Savaş hocanın ziyaretinin ikinci gününde “çok gıdalı yemekler” olduğunu öğrenmişler ve üniversite kütüphânesinin müdürü şair Hasan Ejderha’dan ev sahipliği yapmasını istemişler. O da “buyurun” demiş.

 

Dilde ve fikirde çevik olduğu gibi, bu dâvetin ev sahipliğini de yine fikirli bir çeviklikle İsmail Göktürk dostumuz Hasan Beyden kapıvermiş. Fakiri de sorarsanız, bu “çok gıdalı menüde” yoktum. 

 

Hacı Arıkmert ve Dr. Hunu’nun cezbe hâlindeki ifadeleriyle bu “çok gıdalı menü” ye Ali Hocam ve Muzaffer Hocamızı getirdiklerine sevindim. Çünkü yemekten sonra Hocamgil ilk kez bir arada Hasan Beyin Dergâh Yayınevine benzeyen kütüphâne ofisinde ve üniversitenin en fikirli öğretim görevlisi dostumuz İsmail Göktürk’ün, “Özerk Cumhuriyet” adını verdiğim ofisinde bin miligramlık türküler ve çay eşliğinde son haftaların en anlamlı hâtıralarını yaşadım, bir bilseniz. Sadece şunu söyleyebilirim. Muzaffer Hocam ve İsmail Göktürk, Ali hocam hakkında çoklarının bilmediği çok özel şeyler anlattılar. 

 

Hâsılı, bu hafta ey azizan bahtiyarım ve gönlü mutmain bir kişiyim. Çünkü bütün bu ziyaret hamlemizde ve ofislerde geçirdiğimiz çay eşliğindeki muhabbetli hasbıhallerde yanı başımızda bulunan ve hepimizi sevindiren “Genç Dükkân Hareketi” nin ileri gelenlerinden gönlü ve dilleri güzel dostlar Mehmet Yaşar, H. Ahmet Eralp ve Ferhat Ağca vardı da ondan.

 

Allah c.c. böyle bir dostluğu daim kılsın.    

 

 

 

 

 
Etiketler: Efendimiz, Aleyhisselâtüvesselâm’ın, şehri, Medine
Yorumlar
Diğer Yazılar
Oy kullanmadan önce türkü dinleyin
Chp’nin iflâh olmayacağına dair
Açlığa medhiye
Tokluk âfettir, Müslüman az yemeli
Doğu’nun oğulları
Batı’nın oğulları üretme merkezi
Mebusluğun dayanılmaz(!)câzibesinden istikametini bozanlar
İyi nedir, iyi insan kimdir?
Anıtkabir’de îman tazelenir mi?
“Bir derdim var bin dermâna değişmem”
Doktorluk tasavvuf ve hikmet mektebinden sonra okunmalı
Hapishâne risâlesi-7
Hapishâne risâlesi-6
Hapishâne risâlesi-1
Kim İslâm üzere milliyetçiyim diyorsa makbuldür
Kur’anî mânada milliyet ve milliyetçilik
Ali Hocam yazısı
Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize
Bâtıl Türkçüye göre Türkler “Araplaşıyor”muş-2
İstiklâl Marşı’nın başına gelenler
“Bitmeyen millî mücadele”
Dünya Kadınlar Günü’nün gerçek yüzü
Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-3
Bâtıl Türkçüye göre din değişebilir, milliyet asla!
Bâtıl Türkçü ile Hakk’a tapan Türk bir değil
“Ne haçlı, ne şaman Türk! Müslüman, Müslüman Türk”
Necip Fâzıl’ın vasfettiği Türkler
Millet kimlikli Türk mü, ulus kimlikli Türk mü?
“Altun ordu” nam Türk ordusunun meziyeti
“Savletinle titresin” düşman ey Türk ordusu!
Hakk’a tapan Türk milletinin ordusu serhat boylarında…
Kültür Bakanına sual: Troyalılar Türk müydü?
Bosnalı millettaş Yemen Türküsü’nü söyleyince…
Dergiler fikir ve edebiyatın burçlarıdır
Evi barkı yıkan kitap delileri
İnönü Amerikancılığı utanç verici yıllardır
Kültürün iktidarı mı, iktidarın kültürü mü?
İstiklâl Marşı Şairi’ni fişleyen Cumhuriyet erdemli olabilir mi?
Mehmed Âkif’in cenazesinde Cumhuriyet’in şefleri yoktu
Yılbaşı kutlama pespâyeliğini Kemalistler resmîleştirdi
KUMARBAZ CUMHURİYET’İN MURDAR MİLLÎ (!) PİYANGOSU
İlk Amerikancılar Chp’li, yâni Kemalistlerdi
Sahaf Hasan Efendi
“Selülozofiller” ve “Bibliyofiller”
Faydasız kitap okumak
“Her Cumhuriyet hâkimiyet-i millîye değildir”
“Her Cumhuriyet hâkimiyet-i millîye değildir”
“Cumhuriyet Bayramı”nı kimler niçin kutlar?
“Şifa kabul etmez ağır kitap hastaları”
Mecânin-i kütüb yahut kitap mecnûnları
Kitap yârânının efendisi
“Oku! zira okumayan azgınlaşır”
Musul / Kerkük’ün başına gelenlerin müsebbibi Lozancılardır
Türkler Hakk’a tapan millettir
Müslüman mahallesinde domuz dersi verilir mi?
İtirazın İsmailcesi
İsmail bayramı
Her kurban İsmail’dir, İsmail’iniz yanınızda mı?
İsmail ve bıçak
Kimi etine tâlib olur İsmail’in, kimi adanmışlığına
Milliyetçilik, cumhuriyet ve devlet Atatürkçülükle mi kaimdir?
Herkes İsmail olmalı
Osmanlı’da askerlik meselesi
Bir buğday yetiştiricisi bir darbeci generalden değerlidir
Dergi de okuyalım; dergisiz olmaz
Kitap ve dil
Yarın ölecekmiş gibi yazmak
Modern yazı seküler ve aidiyetsizdir
Kurtla çoban arasında mesai yapanlar
Kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla ağlayanlar
Darbeci bir general şu mısraları okuyabilir mi?
Darbeci generaller omuzundan akıllı olur
Darbeci generaller psikopattır
Darbeci generallerin çöküşü
15 Temmuz darbeci generallerle milletin savaşıdır
Darbeye karşı selâ, ezan, millet
İyi yazı kütük ve nakış sahibidir
“İyi yazı kötü yazı”
Tokluk âfettir, Müslüman az yemeli
Aynaya bakmak marifettir
Aynaya bakınca ne görüyoruz?
Somalili Mahmut’un yüreğinde Türkiye/Somali kardeşliği
Edebî hayatların kitabı: “Mekân Hikâyeleri”
Cümle Âlemin Efendisi’ne (s.a.v.) hâlnâme
Alkollü hayatı Kemalist CHP resmîleştirdi
CHP’nin cemâziyelevvelini bilir misiniz?
Dil Kapısı’ndan geçenler
Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize
Ehl-i gece olmak
İstiklâl Marşı’nın başına gelenler
Avrupa’nın binyıllık Türk korkusu
İstiklâl Marşı mı değişsin, Cumhuriyet mi?
Türk’ün güzel sıfatlarından alpereni doğru anlamak
Cumhuriyetin “Millî” kavramına ettiği zulümler
Terkip ve İnşâ dergisinden “İslâm maarif sistemi
Millet kimlikli Türklük mü, ulus kimlikli Türklük mü?
Türk’ü Türk yapan Cumhuriyet değil, İslâm’dır
Himmeti millet olan Türklüğe ihtiyaç var
Kumarbaz Cumhuriyetin Murdar Millî (!) Piyangosu
Kalbiniz kışa dönmüşse baharla diriltin
“Aman” diye kimi çağırmalı?
Şehitlerin kanı yüzümüze değiyor/ kaatil: ABDHDPKK’dır
“Çaldım yârin kapısın…”
“Çınar”ı nasıl bilirsiniz?
Sadra şifa bir kitap: “Evin Mahremi Olmak”-2-
Kemalistler Batılılaşma uğruna Musul’dan vazgeçti
Ey ahmak! ölümden güzel bir şey var mı?
Ölümle aranız nasıl?
Müslüman Doğulu musunuz, Batılı mı?
Dil Kapısı
İsmail ve bıçak
Cemaat önderi, hocaefendi ve âlim sıfatlı Belâmlar
Bu ülke ecdadımındı / bugün benim / yarın oğlumun ve onun oğullarının olacak
Darbeci generallerin soy ağacı
Türkiye’nin emniyeti, himmeti millet olan Türklerdedir
Göster Âl-i Osman Türklüğünü Ey Türk Ordusu!
Siyaset elinde şahlanamayan bir hareket: Alperen Ocakları
Kurtlar ve darbeci generaller
Hayat yavaştı yavaş yaşardık eskiden
Ezanın hasmı darbecilerin ezana yenilişi
“General elbisesi giyen horoz”
Muhsin Yazıcıoğlu suikastının kuyruğu göründü…
Türkler Hakk’a tapan millettir
Darbeye karşı selâ, ezan ve millet
Tanrı yok, generaller var!
Darbeci generaller psikopattır
Bir buğday yetiştiricisi bir generalden değerlidir
Darbeci generaller omuzundan akıllı olur
Türkiye Yazarlar Birliği Kahramanmaraş Şubesi’nin başına gelenler
Ey generaller! sizi sigaya çeken bir millet var
Darbeci generallerin çöküşü
Târih şöyle yazacak: Darbeci generallerle milletin savaşı
“Tek Kapı” ya açılan Kapılar…
İnsanlar televizyon seyrederek ölüyorlar
Müslümanın hayatına giren Avrupa âdetidir tâtil
Eşref-i mahlûkat’tan homoekonomikus’a dönüşenler
Ölüm haberleri ve tâziyelerimiz de laikleşiyor
Sizi alnınızdan öperim Alperenler!
Uykuya dost olan Müslüman çoğalıyor/sa…
Benim yaram derin derin…
Vatan hainliğinin târifi
Amerikan yardımı alan 27 Mayıs darbecileriyle CHP ikizdir
Sohbetle sahâbe olanların milletindeniz
Medeniyet dâvamızı omuzlayan dergi: Terkip ve İnşâ
Türkiye’nin emniyeti, himmeti millet olan Türklerdedir
Yüreklerinde anne ateşi sönmeyen iki şair:
Hümâ kuşuna yahut “Himmet Hümâları” na tutunmak
Laik-altı ok anayasası Müslümanca ıslah edilmeli
Türkiye, Büyük Doğu Fikrine muhtaç
Dostunuzu, yâni benzerinizi bulun
Millet, din ve şeriat üzere gidilen yoldur
Modernizme karşı dost ve dostluk
Efendimiz Aleyhissalâtüvesselâm doğduğunda
Suriye meselesini yakın tarihte aramak
Bin miligramlık şiir böyle olur efendiler!
“Okuryazar mısın, Uyurgezer mi?”
Dil Kapısı’ndan geçmedikçe
Vatan müdafaasına çıkan dost hüzün yollamış
Nekrofil PKK ve dış düşmanlar yine Ankara’da…
“Ağlayın su yükselsin belki kurtulur gemi”
28 Şubat’ın apoletli kurtlarıyla bir olup kuzuyu yiyenler
Mukaddesatçı iktidarın medeniyetle imtihanı
“Yârin Şifa Kapısı”
“Türkü Yazıları”
Şehitler için vurun askerler vurun PKK’lıları
Bir Hocam ve Dükkânnâme
Türkiye, Bayırbucak’ı ilhak etmeli
Maraş Maraş Derler Kahramanlığın Adına
Suriye Türkmenleri, onlarda kim?!
Suriye Türkmenleri, onlarda kim?!
Türkiye PYD’ya karşı Suriye Türkmenlerini Masa’ya getirmeli
Türkiye’de aydının anatomisi
Medine, Medeniyet ve Şehir
Akademisyenin recüliyeti var mı?
Hüda Par’dan iki mektup
Türkçülerin meylettiği müelliflerin medeniyet fikrindeki ârıza ve farklılıklar
Ârızasında ısrar eden bir Türkçünün ithamnâmesi
Mehmet Âkif, Kemalist cumhuriyeti tasdik etmedi
“İktidarda Kim Var?”
Mehmet Âkif’in cenazesinde cumhuriyetin şefleri yoktu
El çek hüznümden ey zâhir erbabı
Türkçülük hareketinin Türklük anlayışı ârızalıdır
Türk milliyetçilerinin iflah olmaz hastalığı: “Atatürk’e bağlılık”
Müslümanın itini bile seven adam: Muzaffer Gözükara!
Her yer kitap, her yer fikir ve edebiyattı o gün…
“Rıza” yahut “Râzı” olmayı unutunca…
“Kelimelerin Seyir Defteri”nde yazılanlar
İslâm Medeniyetinin mukaddimesi: Câmi
“Ya Tahammül Ya Sefer'den Bize ‘İstikrar’ Düştü!”
Türkiye’deki milliyetçi hareketler İslâmî ihtiyaçtan doğmadı
“Bosna Bizim Neyimiz Olur?”
Milliyetçilik yola özürlü çıkınca…
Alkollü laik hayatı Kemalist CHP resmîleştirdi-1-
Chp’nin bugünü de cemâziyelevveli gibi kirlidir
“Maruz Kalanlar Nesli”
Kaldırım imarına değil, gönül imarına ihtiyaç var
Âkif, İslâm; Gökalp, Batı medeniyetinden yanadır
Millet, din ve şeriat üzere gidilen yoldur
İslâm medeniyetinde mûsikî “hikmetten bir cüzdür”
Üç yaralı kavram: asabiyet, kavmiyet, milliyet
“Çağın İsmailleri! bize et size cennet düştü”
Her kurban bir İsmail’dir, İsmail’iniz yanınızda mı?
Dindar Kürtlerin ve bir Astsubayın HDPKK hakkında görüşleri
Dindar / ümmetçi Kürt kardeşlerimizin cevapları
Dindar / Ümmetçi Kürtler de özerklik ve resmî dil istiyorsa…
Said Nursî Hazretlerinin “Medeniyet-i Kur’ânîye” fikri
“Aç canavara (HDPKK) tahabbüb, iyiliğini değil iştahını artırdı
Modernizmin bulaştırdığı bir hastalık: “İhtiyaç tuzağı”
Şehitler için vurun askerler vurun PKK’lıları
Kim “HDPKK”ye oy ve medya desteği vermişse haindir
Fikir Teknesi’nden peş peşe fikirli kitaplar…
Ahmet Cevdet Paşa’nın fıkıh üstü Medeniyet-i Cedide’si
Şehitlerin kanı yerde mi kalacak?
Nekrofil (ölüsevici) PKK, Amerika/İsrail provokasyonu iş başında
“Gurbet nedir bilir mi o menfâya gitmeyen?”
Tokluk âfettir, Müslüman az yemeli
Gök Kapılarından geçmek
Doğu Türkistan’a Ecdâdımız Gibi Gitmek
Alperen, İslâm devleti dâvasının mükellefiyetini taşıyana denir
Kürtçülüğün çâresi Said-i Nursi Hz.lerinin fikirlerindedir
CHP’nin desteklediği 27 Mayıs darbecilerine Amerikan yardımı
İlk Amerikancılar Chp’li, yâni Kemalistlerdi
“Amerikan saatine göre uyuyan Türk münevveri…”
“Millet”in târifi yahut millet olmanın müslümancası
19 Mayıs bayram değil, Atatürkçülük karnavalıdır
Nü-sever General Evren’in Akıbeti
İdrakimize vurulan Atatürkçülük zincirini ne zaman kıracağız?
Medeniyetimize Kasteden Medeniyetsiz Cumhuriyet
İktidar da dâhil, partilerin seçim vaatleri bayat ve fikirsiz
Altı ok muhibbi bir zındık: domuzsever Abdullah Cevdet
“Dinî” mânasına gelen “millî” kavramı neleri haizdir
Dostâne Fiskeler
Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm doğduğunda
“En iyi Türk ölü Türktür; en iyi Kürt ölü Kürttür”
“Daha Çok Ölü İstiyorum”
Fikir Teknesi’nden Necip Fazıl ve Büyük Doğu Devleti üstüne kitaplar
Tekbir, salavat ve mehterle Çanakkale şehitlerini yâdeden üniversite…
Altı Ok Cumhuriyetinin kadın projesi: “Kur’an’ı kapa, kadınları aç”
Hilâfetçilikten Devrimciliğe Evrilen “CHP Makyavelizmin Partisidir”
28 Şubat’ın paranoyak generalleri
Kıyafet İnkılâbının Kurbanı Kadınlar ve Kızlar
Bir “Türkçü” nün Türkler için zararlı fikirleri-2
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
K. Maraş
Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı
Güncelleme: 25.06.2018
Bugün
21° - 33°
Salı
22° - 33°
Çarşamba
22° - 35°
K. Maraş

Güncelleme: 25.06.2018
İmsak
Sabah
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı