Yazı Detayı
05 Aralık 2016 - Pazartesi 07:21 Bu yazı 529 kez okundu
 
Sadra şifa bir kitap: “Evin Mahremi Olmak”-2-
Ahmet Doğan İLBEY
lbeyali@hotmail.com
 
 

Ali Yurtgezen hocanın “Evin Mahremi Olmak(Beyit Şerhleri)” kitabının Semerkand Yayın Grubunun Eşik Yayınları’ndan çıktığını duyurmuştuk.

Yukarıdaki başlıkla yaptığımız girizgâhı, ikincisi olan bu yazımızda da hafıza tazelemek için tekrar ediyoruz: 

 

Divan Edebiyatı’nın en seçkin beyitlerinin şerhlerinden meydana gelen ve “Evin Mahremi Olmak (Beyit Şerhleri” ve “Fuzûlî’nin Musammat Gazeli yahut Bir Vuslat Hikâyesi” başlıklarıyla iki bölümden oluşan bu muhterem kitap gönlümüzü, dilimizi ve fikrimizi âbad edecek, güzelleştirecek, edepli kılacak mâna ve bilgilerle dolu.

 

İlm-i-hâl bilgisinin ardından her Müslümanın okuması gereken bu güzide kitapta Osmanlı asırlarının irfanını manzum dile döken derviş meşrep Divan şairlerinin beyitleri şerh ediliyor ki, her şerh bir başka hâl üzere gönül tâlimi yaptırıyor. Okuyup meşk etmeden tadına varılmaz, tesiri anlaşılmaz.

 

KALBE NASIL SAYKAL VURULUR?

 

Kalbiniz paslanmış, ayna olmaktan uzaklaşmış ve parlatmak zamanı gelmiş diyorsanız, “Evin Mahremi Olmak “ kitabına müracaat ederek, “Kalbe Saykal Vurmak” şerhini tâlim ediniz.

 

“Kalbini tevbe ile jeng-i günahdan pâk et / Sildirir, doğru yürüsün diyen âdem saat? (Refî). [Saatinin doğru işlemesini isteyen kişi (nasıl ki onu bir saatçiye) sildirip temizletirse, (sen de tıpkı bunun gibi) kalbini tevbe ile günah pasından temizle.]”

 

Kalbe saykal vurmanın, yâni cilalamanın vecibeleri hülâsa ifadeyle şöyle:

 

“Kumaş tüccarı iken mesleğini bırakıp ilim tahsiline yönelen, daha sonra da Mevlevî dervişleri arasına karışan Refî Efendi, bu ramazan hazırlığını kalbin tasfiye ve tezkiyesinin gerekliliğine işaret maksadıyla mevzu etmiştir. Çünkü saatin vakti haber vererek bize vazifelerimizi hatırlatması gibi, kalbimiz de hatt u hareketimizi doğru bir şekilde tayine, akletmemize, kulluğumuzun icaplarını ihlâsla yerine getirmemize vesiledir. Mutaffifîn suresinin 14. ayetinde, işledikleri günahlar sebebiyle kâfirlerin kalplerinin paslandığı haber verilir. Ayette geçen pasın ne olduğu, nasıl meydana geldiği sadedinde bir hadis-i şerifte şu izahat vardır: Kul bir günah işlediği vakit kalbinde (nokta gibi) siyah bir leke oluşur. Eğer tevbe edip günahtan vazgeçerse kalbi cilalanarak (o leke silinir). Günah işlemeye devam ederse siyah lekeler çoğalır; hatta bir zaman gelir kalbi tamamen kaplayıp (karartır). Bütün bunlar kalbin kararmaya başladığının, saatin doğru çalışmadığının işareti henüz. Günahta ısrar edilmesi hâlinde kalbin tamamen paslanması ve mühürlenerek bir daha asla iş göremez hâle gelmesi gibi kâfirlere mahsus bir felakete düçar olmak da var. Onun için bu alâmetlerden herhangi biri belirir belirmez, halden ve vakitten anlayan bir ustaya koşup tevbe ile kalbe saykal vurdurmanın çaresine bakmalı.”

 

KALBİNİZ KARAKIŞA DÖNMÜŞSE BAHARLA DİRİLTİN

 

Kalbiniz karakışa dönmüş, karanlık ve soğuk; yâni menfi elemlerle dolu bir mevsim hüküm sürüyorsa, ruhunuz ve gönlünüz karakış mevsiminden bizar düşüp harap olmuşsa, kalbinizi karakıştan kurtarıp bahar gelmesini ve baharla âbad etmeniz gerek.

 

Adını andığımız ve gönül verdiğimiz kitaptan “Kalbi Baharla Diriltmek” beytinin şerhini ibadetlerden sonra her gece birkaç kez okuyun. Göreceksiniz kalbiniz ve gönlünüz mânevî baharla şenlenecek, açılacak, kendinizi asıl sevgilinin yanında bulacaksınız:

 

“Hevâ-yı aşka uyup kûy-i yâra dek gideriz / Nesîm-i subha refîkiz, bahâra dek gideriz.” (Nâilî-i Kadîm) [Aşk’ın hevâsına uyarak sevgilinin bulunduğu yere kadar gideriz / Sabah esintisine yoldaşız; (ona eşlik ederek) bahara ulaşırız.]”
                                                                                                                                  

“Bahar, ‘adl eyyamıdır; günleri mutedil bir mevsimdir. Havası ne çok soğuk ne de çok sıcak olur. Gecesi ile gündüzü müsavidir. Hem bu itidali hem de yeniden dirilişin örneği olması bakımından İslâm’ın sembolüdür. İslâm da din-i adl’dir. Küfürle, şirkle, günahlar ve sapkınlıklarla kalplerini öldürmüş insanlar için yeniden hayat bulmanın imkânıdır. Peygamberlerin tebliğle vazifeli kılınması mânasına gelen ‘bi’set’, bu sebeple aynı zamanda ‘ölülerin diriltilmesi’ demektir. Nesim-i subh yahut saba rüzgârı, baharda seher vakti esen, ferahlatıcı, hafif bir rüzgârdır. Baharı müjdeleyen çiçek ve yapraklar bu rüzgârın tesiriyle açılır. Bahar onunla gelir yani. Onun için saba rüzgârı nübüvvettir; Rasulullah s.a.v.’e işarettir. Nesim-i subh’un nefhası ‘vahiy’; bunun baharı ya da dirilişi, imanın feyz ve bereketini, İslâm’ın güzelliklerini mümkün kılmak üzere hayata taşınması ‘nübüvvet’tir. Hz. Peygamber s.a.v.’in ilâhi bir nefha olan vahyi saba rüzgârı gibi getirip cahiliyyenin en karanlık devrini bahar kılması, yahut İslâm’la yeşertip nurlandırması, kâmil manada Asr-ı Saadet’te yaşanmıştır. Öyleyse bahar İslâm’dır ama hususen Asr-ı Saadet’te yaşanan İslâm’dır. ‘Saba rüzgârı’ Hz. Peygamber s.a.v., ‘bahar’ Asr-ı Saadet’te yaşanan İslâm olunca, ‘refik’ de Sahabe-i Kirâm Efendilerimiz olur. Arkadaş veya yoldaş manalarına gelen ‘refik’, aslında ‘bir şeye dayanarak onu hem tutmak hem de ona tutunmak suretiyle ve tam bir teslimiyet içinde o şeyle beraber yol alan kişi’ demektir.”
                                                                                                                                         Kalbi baharla diriltme tâliminin derûnu böyle… İbadetlerden sonra okumaya değer olduğunu kelimelerden anlayanlar daha iyi bilirler. Saba rüzgârı, Efendimiz (s.a.v.) olunca, bahar asr-ı saadetin kendisi ise, refik, yâni dost da “sahabe-i kiram” mânasına geliyorsa, bu şerh her gece ibadetlerden sonra okunmaya değerdir.

 

“AMAN” DİYE KİME TUTUNMALI, “AMAN” KİMDİR?

 

“Aman!” diye inliyor musunuz? Yalnız mısınız? Dostunuz yok mu? Mânevî yardıma mı ihtiyacınız var? Öyleyse, “Aman’ı Bilir misiniz?” beytini bir ehl-i dil nezaretinde anlamaya çalışıp, mânası üstüne tâlim yapın. Dergâh şiirlerinden bestelenmiş “aman”ı bol türkü ve ilahiler dinleyin. Aman… aman!.. Fakat önce,  başucumuza koyduğunun bu kitaptan “Aman…” üstüne yazılmış beytin şerhinden başlayın.

 

“Ten gemidir bu cihânda ömr kurmuş bâd-bân / Bu denizde âşinâ bilmeyene yoktur amân. [Bu dünyada vücut bir gemidir. Ömür (de bu gemide) yelken açmış (gidiyor). Yüzme bilmiyorsa (yol aldığı) bu denizde kurtuluşu yoktur.]”

Hülâsa ifadeyle, “İnsanın bedeni, maddi vücudu bir gemi, dünya da denizdir. Ömür dediğimiz şey, vücut gemisinin dünya üzerindeki muvakkat bir yolculuğundan ibaret. Gemiyi hedefe doğru yüzdürmeyi bilmiyorsanız, batar, helâk olursunuz. Dünyanın deniz gibi düşünülmesi, hem sathından geçip gitmek gerektiğine, hem tehlikesine işarettir. Tehlike ise fizikî bir ölüm değil, dünyaya gark olarak ebedî saadet yurduna ulaşmaktan mahrum kalmak. Yüzme bilmiyorsanız, yâni bu dünyanın üzerinden nasıl geçilip gidileceğine dair bir maharet kesbetmemişseniz, sizin için aman yoktur; emniyette değilsiniz. Gemi, deniz, yelken açmak, yüzme mecazdır. Allah Tealâ insanlara dünya yolculuğunda neyi nasıl yapmaları gerektiğini peygamberleri vasıtasıyla bildirmiş, nümûne-i imtisâl olsun diye salih kullar halketmiş, bize dünya denizinde boğulmadan nasıl yüzeceğimizi öğretmiştir. Yüzme manâsına âşinâ kelimesi bilhassa kullanılmıştır.‘Tanıdık, bildik kimse, dost.’ Dünya üzerinden badiresiz geçmenin de usûl, erkân ve bilgisi vardır. Ancak bizi seven, hayrımızı isteyen bir dost olmalıdır ki bütün bunları bize öğretsin yahut tâlim etsin. Âşinâ’nın dost manâsı burada öne çıkmaktadır. Herhangi bir müşkülde size neyi nasıl yapacağınızı salık vermeyen bir dostunuz yoksa işiniz yaman demektir. Onun için ikinci mısraı bu denizde kendisine yardım edecek hakikî dostu bilmeyene kurtuluş yoktur şeklinde de anlayabiliriz. Dost kimdir peki? Farsça olan dost kelimesi Arapça’da, bu arada Kur’an-ı Kerim’de velî kelimesiyle karşılanır. Dost’a nazaran daha şümûllü olmakla beraber velî kelimesinin bütün manâları bir şekilde muhabbete, yardıma, iyiliğe, korumaya, kayırmaya, işleri liyakatle yürütmeye dayanır ve bu tedaileri ile her zaman bir dostluğa işaret eder. Bu dünya denizinde kul Allah’ı, peygamberi veya kâmil mürşitleri bilmiyorsa, onun için kurtuluş yoktur. Dost olarak Hz. Peygamber s.a.v. veya evliyaullahtan hangisi kastedilirse kastedilsin, silsile gereği bunların her ikisi de Allah Tealâ’ya râcidir. Bu beyitte hususen Rasûl-i Ekrem s.a.v.’e işaret vardır. Zira bir yardım ihtiyacını, emniyet talebini yahut tehlike karşısında korku ve sakınmayı ifade eden ‘aman’ nidası, ebced hesabıyla Efendimiz s.a.v.’in ism-i şerifi olan Muhammed’e denk düşer.”

 

Anlaşıldığı üzere, “Aman” diyen nidamıza, feryat eden yüreğimize ancak dostlar koşacak, yâni velî vasıflı dostlar… O zaman dostluk şiarımızı güçlendirmek için bu muhterem kitabı ibadetlerden sonra dünyalık kitapların en değerlisi olarak her gece meşk edelim…

 

DUT YAPRAĞINDAN ATLASA, YÂNİ HAMLIKTAN KEMALÂTA…

 

Ben adam olamam, çiğ ve hamım, diye evhama kapılıyorsanız; hangi terbiye usulü beni kemâlata yükseltir, diye tereddütleriniz hafakanlara dönüşmüşse sızlanmaya gerek yok; “Dut yaprağının bile atlas olacağına” işaret eden tasavvuf dut yaprağından atlasa, yâni hamlıktan kemalâta erişebileceğimize çâre gösteriyor.

 

“Evin Mahremi Olmak” kitabından ”Dut Yaprağı Nasıl Atlas Olur?” beytinin şerhi, hamlığı sembolize eden dut yaprağının kemâlat mânasına gelen sağlam, parlak ve güzel bir kumaş olan atlas olabileceğini anlatıyor.

 

“Kendini berk tut, dahi himmet eteğin berk tut / Terbiyetle gör nice atlas olur, berg-i dut.” (Kemal Paşazade) (Dut yaprağının terbiye ile nasıl atlas olduğunu gör de kendini ve himmet eteğini sağlam tut.)”
                                                                                                                                Dut yaprağı misali ham kalpleri atlasa yâni kemalâta dönüştürme yolunu açan beyit şerhinin hülâsası şöyle:

 

“Atlas, ince ipekten çok sık dokunmuş, son derece sağlam, dayanıklı, parlak, güzel ve değerli bir kumaştır. Atlasa bu özellikleri kazandıran ipek ise, ipekböceğinin salgısından elde edilir. İpekböceğinin bu salgıyı üretebilmesi için dut yaprağıyla beslenmesi gerekir. ‘Dut yaprağı’ ipekböceğinin sindirim sisteminden ‘ipek’ olarak çıkar ama bu işlem o kadar kolay ve kendiliğinden değildir. İpek üreticileri zamanını iyi hesaplayarak ipekböceği yumurtalarını temin eder, belli bir sıcaklıkta saklar, vakti geldiğinde özel teknelere yerleştirilmiş dut yaprakları üzerine bırakır. Baharda yumurtadan çıkan larvalar kıyılmış taze dut yapraklarıyla özenle beslenir. Bir buçuk ay kadar sonra artık iyice olgunlaşan ipekböcekleri ağızlarından iplik şeklinde salgıladıkları yapışkan bir madde ile kozalarını örmeye başlar. Yine zamanı dikkatle kollanarak bu kozalar buhara tutulmak yahut sıcak suya atılmak suretiyle yumuşatılıp lifler hâlinde ayrıştırılacaktır. Nihayet kozalardan elde edilen ham ipek lifleri daha sonra işlenecek, iplik haline getirilecek, dokuma tezgâhlarında atlas kumaş halini alacaktır. Demek ki bir mevsimlik ömrü olan, dayanıksız ve zayıf bir dut yaprağı bile sabırla, özenle, dikkatle geçirilen bir terbiye sürecinin sonunda güzel, sağlam ve çok dayanıklı bir kumaşa dönüşebilmektedir. Öyleyse insan da aynı tahammülü gösterip bir terbiyeden geçerek fani varlığından, zayıflıklarından sıyrılır; atlas kumaş gibi kalıcı ve sağlam olabilir. ‘Berk’ kelimesi Türkçe’de ‘sıkı, kuvvetli, muhkem, sağlam’ mânasına kullanılır. Farsça’da ise ‘yaprak’ demektir. İlk mısradaki ‘kendini berk tut’ ifadesi bu sebeple hem ‘kendini yaprak farzet’ mânasına gelir ve dut yaprağının atlasa dönüşmesinden hareketle, kemale ulaşabileceği hususunda insana ümit ve cesaret verir. Hem de ‘kendini sağlam tut, nefsine hâkim ol, kemale ulaştıracak bir terbiyeye tâbi tutulduğunda tahammül göster’ demektir ki bu defa terbiye sürecindeki zorluklara ve sürdürülmesi gereken kararlılığa işaret eder. Terbiye, çiğin pişirilmesi, hamın olgunlaştırılması işlemidir. İnsanın beşer iken adam edilmesidir. Kendiliğinden olmaz. Zaman, sabır ve emek ister. Bu işin yolunu yordamını bilen ehil bir mürebbi ister. Bakırı altın, dut yaprağını atlas eyleyen böyle bir terbiyenin kimyası himmet sahiplerinin elindedir. Öyleyse onların eteğine sıkıca yapışarak, talimatına harfiyen uyarak, onlarla yürümek gerekiyor. İnsan dut yaprağı misali. Bir mevsim sonra gazel olup çere çöpe karışmak da var, atlas kumaş hâline gelip kalıcı olmak da. Ama dut yaprağı durduk yerde atlas olmuyor.”

--------------------------------------

Bu muhterem kitabın derûnunu meşk etmeye devam edeceğiz.

 
Etiketler: Sadra, şifa, bir, kitap, “Evin, Mahremi, Olmak”2, , , , , , , , , , , , , ,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Sağcılık Kur’an-ı Kerim’e göredir.
Oy kullanmadan önce türkü dinleyin
Chp’nin iflâh olmayacağına dair
Açlığa medhiye
Tokluk âfettir, Müslüman az yemeli
Doğu’nun oğulları
Batı’nın oğulları üretme merkezi
Mebusluğun dayanılmaz(!)câzibesinden istikametini bozanlar
İyi nedir, iyi insan kimdir?
Anıtkabir’de îman tazelenir mi?
“Bir derdim var bin dermâna değişmem”
Doktorluk tasavvuf ve hikmet mektebinden sonra okunmalı
Hapishâne risâlesi-7
Hapishâne risâlesi-6
Hapishâne risâlesi-1
Kim İslâm üzere milliyetçiyim diyorsa makbuldür
Kur’anî mânada milliyet ve milliyetçilik
Ali Hocam yazısı
Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize
Bâtıl Türkçüye göre Türkler “Araplaşıyor”muş-2
İstiklâl Marşı’nın başına gelenler
“Bitmeyen millî mücadele”
Dünya Kadınlar Günü’nün gerçek yüzü
Bâtıl Türkçünün Hakk’a tapan Türk’e zararları-3
Bâtıl Türkçüye göre din değişebilir, milliyet asla!
Bâtıl Türkçü ile Hakk’a tapan Türk bir değil
“Ne haçlı, ne şaman Türk! Müslüman, Müslüman Türk”
Necip Fâzıl’ın vasfettiği Türkler
Millet kimlikli Türk mü, ulus kimlikli Türk mü?
“Altun ordu” nam Türk ordusunun meziyeti
“Savletinle titresin” düşman ey Türk ordusu!
Hakk’a tapan Türk milletinin ordusu serhat boylarında…
Kültür Bakanına sual: Troyalılar Türk müydü?
Bosnalı millettaş Yemen Türküsü’nü söyleyince…
Dergiler fikir ve edebiyatın burçlarıdır
Evi barkı yıkan kitap delileri
İnönü Amerikancılığı utanç verici yıllardır
Kültürün iktidarı mı, iktidarın kültürü mü?
İstiklâl Marşı Şairi’ni fişleyen Cumhuriyet erdemli olabilir mi?
Mehmed Âkif’in cenazesinde Cumhuriyet’in şefleri yoktu
Yılbaşı kutlama pespâyeliğini Kemalistler resmîleştirdi
KUMARBAZ CUMHURİYET’İN MURDAR MİLLÎ (!) PİYANGOSU
İlk Amerikancılar Chp’li, yâni Kemalistlerdi
Sahaf Hasan Efendi
“Selülozofiller” ve “Bibliyofiller”
Faydasız kitap okumak
“Her Cumhuriyet hâkimiyet-i millîye değildir”
“Her Cumhuriyet hâkimiyet-i millîye değildir”
“Cumhuriyet Bayramı”nı kimler niçin kutlar?
“Şifa kabul etmez ağır kitap hastaları”
Mecânin-i kütüb yahut kitap mecnûnları
Kitap yârânının efendisi
“Oku! zira okumayan azgınlaşır”
Musul / Kerkük’ün başına gelenlerin müsebbibi Lozancılardır
Türkler Hakk’a tapan millettir
Müslüman mahallesinde domuz dersi verilir mi?
İtirazın İsmailcesi
İsmail bayramı
Her kurban İsmail’dir, İsmail’iniz yanınızda mı?
İsmail ve bıçak
Kimi etine tâlib olur İsmail’in, kimi adanmışlığına
Milliyetçilik, cumhuriyet ve devlet Atatürkçülükle mi kaimdir?
Herkes İsmail olmalı
Osmanlı’da askerlik meselesi
Bir buğday yetiştiricisi bir darbeci generalden değerlidir
Dergi de okuyalım; dergisiz olmaz
Kitap ve dil
Yarın ölecekmiş gibi yazmak
Modern yazı seküler ve aidiyetsizdir
Kurtla çoban arasında mesai yapanlar
Kurtla bir olup kuzuyu yedikten sonra çobanla ağlayanlar
Darbeci bir general şu mısraları okuyabilir mi?
Darbeci generaller omuzundan akıllı olur
Darbeci generaller psikopattır
Darbeci generallerin çöküşü
15 Temmuz darbeci generallerle milletin savaşıdır
Darbeye karşı selâ, ezan, millet
İyi yazı kütük ve nakış sahibidir
“İyi yazı kötü yazı”
Tokluk âfettir, Müslüman az yemeli
Aynaya bakmak marifettir
Aynaya bakınca ne görüyoruz?
Somalili Mahmut’un yüreğinde Türkiye/Somali kardeşliği
Edebî hayatların kitabı: “Mekân Hikâyeleri”
Cümle Âlemin Efendisi’ne (s.a.v.) hâlnâme
Alkollü hayatı Kemalist CHP resmîleştirdi
CHP’nin cemâziyelevvelini bilir misiniz?
Dil Kapısı’ndan geçenler
Muhsin Beğ’imizden hamiyet kaldı bize
Ehl-i gece olmak
İstiklâl Marşı’nın başına gelenler
Avrupa’nın binyıllık Türk korkusu
İstiklâl Marşı mı değişsin, Cumhuriyet mi?
Türk’ün güzel sıfatlarından alpereni doğru anlamak
Cumhuriyetin “Millî” kavramına ettiği zulümler
Terkip ve İnşâ dergisinden “İslâm maarif sistemi
Millet kimlikli Türklük mü, ulus kimlikli Türklük mü?
Türk’ü Türk yapan Cumhuriyet değil, İslâm’dır
Himmeti millet olan Türklüğe ihtiyaç var
Kumarbaz Cumhuriyetin Murdar Millî (!) Piyangosu
Kalbiniz kışa dönmüşse baharla diriltin
“Aman” diye kimi çağırmalı?
Şehitlerin kanı yüzümüze değiyor/ kaatil: ABDHDPKK’dır
“Çaldım yârin kapısın…”
“Çınar”ı nasıl bilirsiniz?
Kemalistler Batılılaşma uğruna Musul’dan vazgeçti
Ey ahmak! ölümden güzel bir şey var mı?
Ölümle aranız nasıl?
Müslüman Doğulu musunuz, Batılı mı?
Dil Kapısı
İsmail ve bıçak
Cemaat önderi, hocaefendi ve âlim sıfatlı Belâmlar
Bu ülke ecdadımındı / bugün benim / yarın oğlumun ve onun oğullarının olacak
Darbeci generallerin soy ağacı
Türkiye’nin emniyeti, himmeti millet olan Türklerdedir
Göster Âl-i Osman Türklüğünü Ey Türk Ordusu!
Siyaset elinde şahlanamayan bir hareket: Alperen Ocakları
Kurtlar ve darbeci generaller
Hayat yavaştı yavaş yaşardık eskiden
Ezanın hasmı darbecilerin ezana yenilişi
“General elbisesi giyen horoz”
Muhsin Yazıcıoğlu suikastının kuyruğu göründü…
Türkler Hakk’a tapan millettir
Darbeye karşı selâ, ezan ve millet
Tanrı yok, generaller var!
Darbeci generaller psikopattır
Bir buğday yetiştiricisi bir generalden değerlidir
Darbeci generaller omuzundan akıllı olur
Türkiye Yazarlar Birliği Kahramanmaraş Şubesi’nin başına gelenler
Ey generaller! sizi sigaya çeken bir millet var
Darbeci generallerin çöküşü
Târih şöyle yazacak: Darbeci generallerle milletin savaşı
“Tek Kapı” ya açılan Kapılar…
İnsanlar televizyon seyrederek ölüyorlar
Müslümanın hayatına giren Avrupa âdetidir tâtil
Eşref-i mahlûkat’tan homoekonomikus’a dönüşenler
Ölüm haberleri ve tâziyelerimiz de laikleşiyor
Sizi alnınızdan öperim Alperenler!
Uykuya dost olan Müslüman çoğalıyor/sa…
Benim yaram derin derin…
Vatan hainliğinin târifi
Amerikan yardımı alan 27 Mayıs darbecileriyle CHP ikizdir
Sohbetle sahâbe olanların milletindeniz
Medeniyet dâvamızı omuzlayan dergi: Terkip ve İnşâ
Türkiye’nin emniyeti, himmeti millet olan Türklerdedir
Yüreklerinde anne ateşi sönmeyen iki şair:
Hümâ kuşuna yahut “Himmet Hümâları” na tutunmak
Laik-altı ok anayasası Müslümanca ıslah edilmeli
Türkiye, Büyük Doğu Fikrine muhtaç
Dostunuzu, yâni benzerinizi bulun
Millet, din ve şeriat üzere gidilen yoldur
Modernizme karşı dost ve dostluk
Efendimiz Aleyhissalâtüvesselâm doğduğunda
Suriye meselesini yakın tarihte aramak
Bin miligramlık şiir böyle olur efendiler!
“Okuryazar mısın, Uyurgezer mi?”
Dil Kapısı’ndan geçmedikçe
Vatan müdafaasına çıkan dost hüzün yollamış
Nekrofil PKK ve dış düşmanlar yine Ankara’da…
“Ağlayın su yükselsin belki kurtulur gemi”
28 Şubat’ın apoletli kurtlarıyla bir olup kuzuyu yiyenler
Mukaddesatçı iktidarın medeniyetle imtihanı
“Yârin Şifa Kapısı”
“Türkü Yazıları”
Şehitler için vurun askerler vurun PKK’lıları
Bir Hocam ve Dükkânnâme
Türkiye, Bayırbucak’ı ilhak etmeli
Maraş Maraş Derler Kahramanlığın Adına
Suriye Türkmenleri, onlarda kim?!
Suriye Türkmenleri, onlarda kim?!
Türkiye PYD’ya karşı Suriye Türkmenlerini Masa’ya getirmeli
Türkiye’de aydının anatomisi
Medine, Medeniyet ve Şehir
Akademisyenin recüliyeti var mı?
Hüda Par’dan iki mektup
Türkçülerin meylettiği müelliflerin medeniyet fikrindeki ârıza ve farklılıklar
Ârızasında ısrar eden bir Türkçünün ithamnâmesi
Mehmet Âkif, Kemalist cumhuriyeti tasdik etmedi
“İktidarda Kim Var?”
Mehmet Âkif’in cenazesinde cumhuriyetin şefleri yoktu
El çek hüznümden ey zâhir erbabı
Türkçülük hareketinin Türklük anlayışı ârızalıdır
Türk milliyetçilerinin iflah olmaz hastalığı: “Atatürk’e bağlılık”
Müslümanın itini bile seven adam: Muzaffer Gözükara!
Her yer kitap, her yer fikir ve edebiyattı o gün…
“Rıza” yahut “Râzı” olmayı unutunca…
“Kelimelerin Seyir Defteri”nde yazılanlar
İslâm Medeniyetinin mukaddimesi: Câmi
“Ya Tahammül Ya Sefer'den Bize ‘İstikrar’ Düştü!”
Türkiye’deki milliyetçi hareketler İslâmî ihtiyaçtan doğmadı
“Bosna Bizim Neyimiz Olur?”
Milliyetçilik yola özürlü çıkınca…
Alkollü laik hayatı Kemalist CHP resmîleştirdi-1-
Chp’nin bugünü de cemâziyelevveli gibi kirlidir
“Maruz Kalanlar Nesli”
Kaldırım imarına değil, gönül imarına ihtiyaç var
Âkif, İslâm; Gökalp, Batı medeniyetinden yanadır
Millet, din ve şeriat üzere gidilen yoldur
İslâm medeniyetinde mûsikî “hikmetten bir cüzdür”
Üç yaralı kavram: asabiyet, kavmiyet, milliyet
“Çağın İsmailleri! bize et size cennet düştü”
Her kurban bir İsmail’dir, İsmail’iniz yanınızda mı?
Dindar Kürtlerin ve bir Astsubayın HDPKK hakkında görüşleri
Dindar / ümmetçi Kürt kardeşlerimizin cevapları
Dindar / Ümmetçi Kürtler de özerklik ve resmî dil istiyorsa…
Said Nursî Hazretlerinin “Medeniyet-i Kur’ânîye” fikri
“Aç canavara (HDPKK) tahabbüb, iyiliğini değil iştahını artırdı
Modernizmin bulaştırdığı bir hastalık: “İhtiyaç tuzağı”
Şehitler için vurun askerler vurun PKK’lıları
Kim “HDPKK”ye oy ve medya desteği vermişse haindir
Fikir Teknesi’nden peş peşe fikirli kitaplar…
Ahmet Cevdet Paşa’nın fıkıh üstü Medeniyet-i Cedide’si
Şehitlerin kanı yerde mi kalacak?
Nekrofil (ölüsevici) PKK, Amerika/İsrail provokasyonu iş başında
“Gurbet nedir bilir mi o menfâya gitmeyen?”
Tokluk âfettir, Müslüman az yemeli
Gök Kapılarından geçmek
Doğu Türkistan’a Ecdâdımız Gibi Gitmek
Alperen, İslâm devleti dâvasının mükellefiyetini taşıyana denir
Kürtçülüğün çâresi Said-i Nursi Hz.lerinin fikirlerindedir
CHP’nin desteklediği 27 Mayıs darbecilerine Amerikan yardımı
İlk Amerikancılar Chp’li, yâni Kemalistlerdi
“Amerikan saatine göre uyuyan Türk münevveri…”
“Millet”in târifi yahut millet olmanın müslümancası
19 Mayıs bayram değil, Atatürkçülük karnavalıdır
Nü-sever General Evren’in Akıbeti
İdrakimize vurulan Atatürkçülük zincirini ne zaman kıracağız?
Medeniyetimize Kasteden Medeniyetsiz Cumhuriyet
İktidar da dâhil, partilerin seçim vaatleri bayat ve fikirsiz
Altı ok muhibbi bir zındık: domuzsever Abdullah Cevdet
“Dinî” mânasına gelen “millî” kavramı neleri haizdir
Dostâne Fiskeler
Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm’ın şehri Medine
Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm doğduğunda
“En iyi Türk ölü Türktür; en iyi Kürt ölü Kürttür”
“Daha Çok Ölü İstiyorum”
Fikir Teknesi’nden Necip Fazıl ve Büyük Doğu Devleti üstüne kitaplar
Tekbir, salavat ve mehterle Çanakkale şehitlerini yâdeden üniversite…
Altı Ok Cumhuriyetinin kadın projesi: “Kur’an’ı kapa, kadınları aç”
Hilâfetçilikten Devrimciliğe Evrilen “CHP Makyavelizmin Partisidir”
28 Şubat’ın paranoyak generalleri
Kıyafet İnkılâbının Kurbanı Kadınlar ve Kızlar
Bir “Türkçü” nün Türkler için zararlı fikirleri-2
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
K. Maraş
Gök Gürültülü Sağanak Yağışlı
Güncelleme: 20.07.2018
Bugün
23° - 33°
Cumartesi
23° - 34°
Pazar
24° - 35°
K. Maraş

Güncelleme: 19.07.2018
İmsak
Sabah
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı